ÖZLEM

ÖZLEM
''Özlem'' Şiirini Dinlemek İçin Tıkla
ÖZLEM
Zaman sanki buz tutmuş, yürekte yangın var,
Sarılıp buza, yanmak kavrulmaktır özlem.
Silinmiş yüzler arasından, dostlar sızar.
Düşlenen vuslata, hasret çekmektir özlem.

Tel tel dökülür, yapraklar düşer takvimden.
Solgun anılar çağlar, zaman haznesinden.
Eski bahar gözlersin perişan bahçeden.
Kış ortasında güneş aramaktır özlem.

Baca suskun, hane viran, duvarlar devrik;
Sokakta hüzün var çocuk gülüşü eksik
Ağaçlar kurumuş çeşmenin suyu kesik
Bir şehrin mazisine yolculuktur özlem

Aklına geldikçe dertler geceden taşar
Gözler ateş döker içinde zaman ağlar
Hasret, kanatlanır başka diyara uçar
Başka zaman başka mekân gezmektir özlem.

Gözlerin bir mezarda toprağa takılır,
Sözler sükutun duvarında yankılanır
Taşa saatlerce bakarken için acır,
Acının içinde ses beklemektir özlem
ŞİMDİKİ ZAMAN ÇEKİMİNDE BİR MAHKUMA MEKTUP
''Şimdiki Zaman Çekiminde Bir Mahkuma Mektup'' Şiirini Dinlemek İçin Tıkla
ŞİMDİKİ ZAMAN ÇEKİMİNDE
BİR MAHKUMA MEKTUP
Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum.
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar.
Zühre bir şarkı tutturmuş Bâbil'den kalan.
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır.
Bir Hârût'la Mârût,(*) bir de ben dinliyorum.

Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi
Saplanıyor karanlığın koynuna.
Senin namına yıldızları kıskanıyorum.

Kim bilir kaç ışık yılı uzakta.
Öfkeyle kollarını çemriyor yalancı fecir.
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir.

Ve Taksim gazinolarında trahomlu şairler,
Mısra arıyorlar masaların altında.
Kanını içiyorlar bilmeden "Cennet atları"nın.

Ben yurdumun en sert tütününden
Bir sigara sarıyorum.
Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum.

Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde,
Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at,
Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda.
Sıcak solukları yalarken alnımı
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum.
Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne,
Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum.
Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde,
Bir yerinde demirden dağlar eriyor.

Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent,
Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor.
İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum,
Üstünde Kâbe resmi ve anamın duaları var.
Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.

Yine biliyorsun ki sevmedim ülküden başkasını,
Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları,
Bir de Çankaya yokuşunda rüzgâra tutulmuş saçlarını.

Önce Allah sonra genlerim şahit,
Sevgimi üç bin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum.
Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından,
Parmakları fahişelerin karanlık saçlarında.

Benim kalemimden kan değil süt damlıyor,
Geceler dolu geleceği emziriyorum.<
Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
Bir de seni çok seviyorum.
Dilaver Cebeci
DOKUZLAMA
''Dokuzlama'' Şiirini Dinlemek İçin Tıkla
DOKUZLAMA
Seni boşuna mı seviyorum sanıyorsun? Biz, ''Kâlûbelâ''da beraber değil miydik? Ben o günü hatırlayamıyorum. Sen de hatırlayamazsın. Ama mutlaka yan yana idik. Tanrı buyruğuna beraber baş eğmedik mi? Evet demedik mi? Çünkü sensiz eksik oluyorum. Yarım oluyorum. Biz, birbirimize ''Kâlû belâ''da vurulduk.

Peteng Kalası önünde Hakan'ın buyruğunu hatırlıyor musun? Atlarımızı dört renge ayırıp yağıyı dört yönden kuşatmıştık. Biz al atların bulunduğu safta yan yana idik. Hiç unutmadım, doğudan esen bir hafif yel, san saçlarını ve börkünün yumuşak tüylerini dalgalandırıyordu. Saçlarını o günden beri seviyorum.

Ağladığın zaman hep Ergenekon'u hatırlarım. Ergenekon'u unutmak istemiyorum. Hatırlamak için de seni ağlatmak mı gerek? O günün aşkına beni bağışla, su gibi akan kan aşkına, alınan doğranan erler aşkına, geçit vermez dağlar ve bereketli soyumuz aşkına beni bağışla.

İlteriş Kutluğ Kağan'ın buyruğuna ilk uyanlar biz değil miydik? Kurt başlı tuğlar altında yüce dağlardan geçitleri seyrediyorduk. Kartalca hür olmanın tadını birlikte tatmadık mı? Çoğalıp acuna yayılmaya gök kılıçlar üzerine andımız var. Nispetsiz cenkler içre gösterdiğimiz erlik ile kavuştuğumuz dileğe hamdolsun.

Bugün gülüşlerini özledim. Güldüğün zaman, bembeyaz dişlerin görünür, güzel yüzünden her tarafa dolunay ışıkları yayılır. O zaman bir eşsiz toy olur ki Dedem Korkut gelir, boy boylar, soy soylar, bize kutlu adlar koyar, alkış verir. Geçmişteki cümle toylarda beraberdik, geleceğin büyük toylarında da beraberliğimiz için gel Tanrı’ya yakaralım.

Neydi o cuma sabahı? Üstümüzde beyaz dua bulutları dolaşıyor, Çağrı Bey’in oğlu, bu dua bulutlarından örülü bir kaftana bürünüyordu. Alınlarımız yağız yere değdiğinde Tanrıdan gayrısına kulluk etmemenin sevincini sen de duymuyor muydun?

Sen İstanbul gecelerini iyi bilirsin. İstanbul'da gece oldu mu, yıldızlar, Boğaz'ın sularına düşer, Ay, güzelse, yıkanmış, saçlarını taramışsa, gönlünde yedi kat bir mehterin bestesi varsa öyle doğar. Değilse hiç görünmez. Biz bu ay'ın, bu yıldızların altında gümüş tekneli gemileri dağlardan çekmedik mi? O gece omuzlarımızda açılan halat yaraları çoktan geçti. Ama o yaraların doyumsuz sızısını şimdi yüreklerimizde saklıyoruz.

Arada bir ağlamaya muhtaç mıyız ne? Bilir misin ki, biz yerin ve göğün paylaşamadığı kutlu kişileriz. Bizi, acunda toprak, gökte uçmak çağırır. Ey toprak!. Ey uçmak! Can istedin vermedik mi? Kan istedik vermedin mi ki ellerimizi arkamızdan bağlayıp gözlerinin feri sönmüş şu insancıkların önünde boynumuzu ipe veriyorsun. Biz erce ölmeyi herkesten iyi biliriz.

Birazdan ışıklar yanacak sevdiğim. Varsın karanlık olsun. Aynı göğün altındayız ya... Nabızlarımız birlikte vuruyor ya... Güzelliğini, doyumsuzluğunu, ebediliğini biliyorum. Bu karanlığın ortasında karıncaların kıskanacağı bir gayret içindeyim. Biliyorum ki ışıkların yandığı zaman, bir daha çözülmemek üzere ellerimiz birbirine kenetlenecek ve acunda bizim töremiz işleyecek.

Seni boşuna mı seviyorum sanıyorsun?
DİLAVER CEBECİ