FİLİSTİN ÇOCUKLARI

''FİLİSTİN ÇOCUKLARI'' Şiirini Dinlemek İçin Tıklayınız
FİLİSTİN ÇOCUKLARI
Dünyanın en güzel resmidir bir çocuğun gülümsemesi,
Gülüşü bütün ressamları,
Kahkahası tüm bestekârları kıskandırır.
Üzmeyin bu masumları
Ahları arzı kökünden sallandırır.

Bir damla göz yaşı düşse o tombul yanaktan
Baharlar küser, gündüzler geceye döner.
Ağlatmayın dünyanın en masum canını
Güneşi söndürür gözyaşları.

Onlar dünyanın kanatsız, günahsız melekleri
Annesinden koparmayın
Cennet kokusu minicik elleri.

Siz ey direksiz kubbelerin sahipleri!
Çocuklara silah değil gül uzatın.
Demirden kubbelerin çökmesi yakın.
Yazan - Seslendiren: Rüstem COŞGUN

ÖZLEM

ÖZLEM
''Özlem'' Şiirini Dinlemek İçin Tıkla
ÖZLEM
Zaman sanki buz tutmuş, yürekte yangın var,
Sarılıp buza, yanmak kavrulmaktır özlem.
Silinmiş yüzler arasından, dostlar sızar.
Düşlenen vuslata, hasret çekmektir özlem.

Tel tel dökülür, yapraklar düşer takvimden.
Solgun anılar çağlar, zaman haznesinden.
Eski bahar gözlersin perişan bahçeden.
Kış ortasında güneş aramaktır özlem.

Baca suskun, hane viran, duvarlar devrik;
Sokakta hüzün var çocuk gülüşü eksik
Ağaçlar kurumuş çeşmenin suyu kesik
Bir şehrin mazisine yolculuktur özlem

Aklına geldikçe dertler geceden taşar
Gözler ateş döker içinde zaman ağlar
Hasret, kanatlanır başka diyara uçar
Başka zaman başka mekân gezmektir özlem.

Gözlerin bir mezarda toprağa takılır,
Sözler sükutun duvarında yankılanır
Taşa saatlerce bakarken için acır,
Acının içinde ses beklemektir özlem
ŞİMDİKİ ZAMAN ÇEKİMİNDE BİR MAHKUMA MEKTUP
''Şimdiki Zaman Çekiminde Bir Mahkuma Mektup'' Şiirini Dinlemek İçin Tıkla
ŞİMDİKİ ZAMAN ÇEKİMİNDE
BİR MAHKUMA MEKTUP
Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum.
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar.
Zühre bir şarkı tutturmuş Bâbil'den kalan.
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır.
Bir Hârût'la Mârût,(*) bir de ben dinliyorum.

Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi
Saplanıyor karanlığın koynuna.
Senin namına yıldızları kıskanıyorum.

Kim bilir kaç ışık yılı uzakta.
Öfkeyle kollarını çemriyor yalancı fecir.
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir.

Ve Taksim gazinolarında trahomlu şairler,
Mısra arıyorlar masaların altında.
Kanını içiyorlar bilmeden "Cennet atları"nın.

Ben yurdumun en sert tütününden
Bir sigara sarıyorum.
Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum.

Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde,
Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at,
Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda.
Sıcak solukları yalarken alnımı
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum.
Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne,
Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum.
Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde,
Bir yerinde demirden dağlar eriyor.

Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent,
Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor.
İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum,
Üstünde Kâbe resmi ve anamın duaları var.
Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.

Yine biliyorsun ki sevmedim ülküden başkasını,
Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları,
Bir de Çankaya yokuşunda rüzgâra tutulmuş saçlarını.

Önce Allah sonra genlerim şahit,
Sevgimi üç bin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum.
Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından,
Parmakları fahişelerin karanlık saçlarında.

Benim kalemimden kan değil süt damlıyor,
Geceler dolu geleceği emziriyorum.<
Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
Bir de seni çok seviyorum.
Dilaver Cebeci